1. Hadis

Mümin İyi Niyetlidir

“Hiç şüphesiz yapılan işler niyetlere göre (değer kazanır ve Allah katında geçerli) olur. Herkese niyetinin karşılığı verilir.” (10)

( Buhârî, Bed’ü’l-Vahy, 1, İmân, 42; Müslim, İmâret, 45; Ebû Davud, Talâk, 11)

Niyet, “kalbin bir konuda verdiği karar ve gösterdiği azim’dir. Bütün amellerde hüküm kalpteki niyete göre verilir. Sadece sözle yapılan bir niyet geçerli değildir. Çünkü niyet kalbin amelidir. Dil ise ancak bir tercüman hükmündedir. Niyetin doğru ve geçerli olması için kalbin Allah için karar vermesi gerekir. Ayrıca Cenâb-ı Hak, sûret ve şekillere, tarz ve biçimlere, güzellik ve davranışlara bakmaz; kalpteki niyete bakar. Kulun kalbinde sakladığı niyete göre tecelli eder.

Evet, insanlar kalıba, Allah Teâlâ kalbe bakar. Bunun için her mümin kalbini ve kalbindeki niyetini kontrol etmelidir. Zira her amel, niyetle başlar ve niyete göre sonuçlanır. Bütün ameller niyetlere göre salih olur, fâsit olur, makbul olur, reddedilir, sevap verilir veya sevap verilmez.

Peygamberimiz (sallallâhü aleyhi ve sellem) bir hadisi kudsi de şöyle buyurmaktadır:

“Ulu Allah hem iyilikleri ve kötülükleri yaratmış ve hem de onları açıkça belirterek birbirinden kesin çizgilerle ayırmıştır. Herhangi bir iyiliği kafasına koyup da yapmayan kimseye, Ulu Allah nezdinde tam bir iyilik yazar. Kişi kafasına koyduğu iyiliği yaptığı takdirde ise Allah, yedi yüz ve daha yükseklere kadar çıkabilen katlarla o kulun defterine nezdinde iyilik sevabı yazar. Buna karşılık eğer kişi kafasına bir kötülük kor da onu yapmazsa Allah o kula nezdinde yine bir iyilik sevabı yazar. Kul kafasına koyduğu kötülüğü işlerse o zaman Allah defterine (sadece) terk bir kötülük yazar.” 11

( Buhari, Müslim.)

Menkıbe

Anlatıldığına göre, İsrailoğulları içinde abid biri vardı. Halkın büyük bir açlık ve kıtlık çektiği sırada, yolda giderken büyük bir kum tepesine rastladı ve kendi kendine şöyle dedi:

-Eğer şu kum yığını yiyecek olsaydı, onu şu insanlara dağıtır açlıklarını giderirdim!

Bunun üzerine Cenab-ı Hak zamanın peygamberine şöyle vahyetti:

-Falan kişiye git ve de ki “Allah Teâlâ (c.c) senin sadaka verme niyetini kabul buyurdu. Senin bu güzel niyetini mükâfatlandırdı; şayet o kum yığını un olsaydı onu dağıttığında elde edeceğin sevab amel defterine yazılmıştır!”

Bir amelin “ibadet” hususiyetini kazanması niyete bağlıdır. Güzel bir niyetle basit işler ibadete dönüşür. Kötü bir niyetle büyük işler ibadet olmaktan çıkar. Az bir amel güzel bir niyetle büyük sevap kazandırır. İbadet olmayan işler, iyi niyetle ibadete dönüşür. Mesela yemek yiyen bir kimse, bu gıdalardan elde edeceği kuvvetle ibadet edeceğini düşünürse, yemek yerken bile sevap kazanmış olur. Ticaretini yapan bir kimse, işini en iyi şekilde yaparak insanlara hizmet etmeyi, onları aldatmamayı düşünürse, hem para hem de sevap kazanabilir.

Gavs-ı Sâni (k.s) hazretleri de bu konu üzerinde çok durmakta ve sık sık şu uyarıyı yapmaktadır: “Sizler niyetinizi Allah için güzel yapın, her işiniz güzel olur, güzel sonuç verir. Kulun güzel niyetini Allah bilsin yeter.”

Yine Gavsımız (k.s), niyet konusunda şöyle buyurdular: “Bir insan sabah kalkınca, güzelce abdestini alsa, evinden işine giderken: “Ya Rabbi, sen Rezzâk-ı mutlaksın/bütün yaratıkların rızkını verensin. Biz çalışsak da çalışmasak da sen bizim rızkımızı verirsin. Lakin rızık için çalışmayı bize sen emrettin. Biz senin emrine uyup rızkımızı aramaya, kazanmaya gidiyoruz.” diyerek niyet etse ve bu niyetle işe başlasa, bütün gün boyunca başını secdeden kaldırmayıp nafile namaz kılan kimse gibi sevap kazanır. İnsan için bunu yapmak çok kolaydır. Bu sevabı kazanmak için güzel niyet etmek yeterlidir.”

Güzel niyetin güzel sonuç vermesi, amelin salih olmasına bağlıdır. Kötü amelde iyi niyet olmaz. Haram bir iş, iyi niyetle helal olmaz, yapana fayda vermez.

Münafık kimse, görünüşte güzel işler yapabilir; namaz kılar, hacca gider, sadaka verir, zikir çeker, fakat niyeti Allah rızası olmadığı için bunların bir faydasını göremez. Hatta bütün yaptıkları azap sebebi olur. Bu, münafıklığın cezasıdır.

Hasan Basrî şöyle demiştir: ‘’Cennetlikler cennette, cehennemlikler de cehennemde, ancak niyetlerinden dolayı ebedî kalırlar!’’

Hz. Peygamber (sallallâhü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: ‘’Muhakkak ki Allah Teâlâ, suretlerinize ve mallarınıza değil, ancak kalplerinize ve amellerinize bakar.’’

Taberânî, İhya Ulumiddin

Allah Teâlâ kalplere, niyet’in yeri olmasından dolayı bakar.

Kul güzel ameller işlediğinde melekler onları mühürlü sayfalar içerisinde yükseltip götürürler ve Allah’ın huzuruna koyarlar. Bunun üzerine Allah Teâlâ şöyle buyurur:

– Şu sayfayı atınız! Zira içindeki amelle benim rızam kastedilmemiştir.

Sonra meleklere seslenir:

– O kul için şunu yazınız. O kul için bunu yazınız!

– Ey rabbimiz! O bunların hiç birini işlemedi ki?!

– İşlemedi, fakat niyet etti!

Enes b. Mâlik’in rivayet ettiğine göre, Hz. Peygamber (sallallâhü aleyhi ve sellem) Tebük seferine giderken şöyle buyurmuştur:

“Medine’de kalan bazı kimseler vardır ki aşmış olduğumuz her vadi ve kâfirleri kızdırmak maksadıyla attığımız her adım, yaptığımız her harcama, katlandığımız her yorgunluk ve çektiğimiz her açlık için, Medine’de oldukları hâlde onlar için de bir sevap yazıldı!”

Sahâbe-i kirâm; “Ey Allah’ın Resûlü! Bu nasıl olur?” diye sordular.

Resûl-i Ekrem (sallallâhü aleyhi ve sellem) buyurdular ki: “Onlar mazeretleri sebebiyle bizimle birlikte gelemediler; niyetleri bizimle birlikte olmaktı, bunun için kazandığımız sevaba ortak oldular!”

Diğer yandan şehit olmayı samimi olarak isteyen kimsenin, evinde normal yatağında ölmesi halinde de şehitler zümresine dâhil olacağı hadis-i şeriflerle sabittir.

İbnu Mesud (r.a) şunu anlatır: “Resulullah (sallallâhü aleyhi ve sellem) ’in yanında şehidlerden söz edildi; bunun üzerine buyurdular ki: “Benim ümmetimin şehidlerinin çoğunluğu yataklarında ölenler arasındandır. Cephede savaş esnasında öldürülen nice kişiler vardır ki Allah’u Teâlâ onların niyetlerini çok iyi bilmektedir!”

Resûlullah (sallallâhü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Her kul öldüğü hâl (niyet) üzere diriltilir.”

Hz. Ömer b. el-Hattap (r.a): “Amellerin efdali, Allah’ın farzlarını eda, haramlarından kaçınmak ve Allah katında sadık niyettir” buyurmuştur.

Salim b. Abdullah Ömer b. Abdülazize yazdığı mektupta “Bilmiş ol ki, Allah Teâlâ’nın kuluna yardımı niyeti nispetindedir. Kimin niyeti tam olursa Allah’ın ona olan yardımı da tam olur. Niyeti ne nispette eksilirse Allah’ın yardımı da o nispette azalmış olur.’’

Menkıbe

Müridlerden biri hakkında şöyle rivayet edilir: Bu mürid, âlimleri dolaşır ve onlara şu soruyu sorar:

“Ben, gece ve gündüzün bir anını bile Allah Teâlâ için ibadet etmeden geçirmek istemiyorum. Kim, işlediğim takdirde bir an bile Allah Teâlâ’ya ibadetten geri kalmayacağım bir ameli bana gösterebilir?”

Bu müride şöyle cevap verirler:

“Sen aradığını zaten bulmuşsun! Gücün yettiği zaman amel et; gücün kesildiğinde ya da ameli bıraktığında tekrar amel işlemeye niyetlen; çünkü hayırlı ameli işleme niyeti taşıyan kişi onu yapan gibidir!”

Bilal b. Sa’d: “Kul, müminim dediği vakit, Allah Teâlâ ameline bakmadan onu bırakmaz. Amel ettiği vakit, verasına (takvalığına) bakar, vera sahibi olunca da niyetine bakar, niyeti de halis olursa artık diğer kusurlarını Allah Teâlâ düzeltir.’’

Evet, müminin her şeyi Allah içindir. Allah için giyinir, Allah için yer, Allah için içer ve Allah için uyur. Dolayısıyla mümin amele başlamadan önce niyetini kontrol etmeli, amelini emredildiği gibi ihlâsla yapmalıdır.

Gavs-ı Sani Hz.leri (k.s): “Biz bir amel yapacağımız zaman önce niyetimizi düzeltiriz, sonra o ameli yaparız.” buyurmuştur. Bir mürşit böyle tedbir alırsa, bizim ne kadar daha dikkatli olmamız gerektiğini iyi anlamak lazım.

Şah-ı Hazne (k.s) hazretleri de “Yaptığım her işte niyetimi Allah rızasına uygun olarak düzeltmeden o işi yapmam. Yaptığım her işi murad-ı İlahiye uydurur, ondan sonra yaparım.” buyurmuştur.

Menkıbe

İmamı Gazâlî Hazretleri Allah dostlarından birinin şöyle anlattığını naklediyor:

“Vaktiyle deniz savaşına çıkmıştık. O gün orada bulunanlardan biri, bir torbayı satılığa çıkardı. Kendi kendime, ‘şu torbayı satın alayım, savaş sırasında faydalanırım, memleketime dönünce de yüksek fiyatla satarım’ diye düşündüm. Bu niyetle torbayı satın aldım.

O gece rüyamda iki melek gördüm. Savaşan insanların niyetlerine göre amellerini yazıyorlarmış; meleklerin biri söylüyor, diğeri onu yazıyordu. Askerlerin kimisini seyahat, kimisini gösteriş, bir kısmını ticaret, bazılarını da Allah rızası için sefere katılmışlar, diye yazdılar. Sonra o melek bana döndü:

“Bunu da tüccar olarak yaz!” dedi. Ben:

“Allah! Allah! Ben tüccar değilim, ticaret malım da yok, ben gaza niyetiyle yola çıktım” dedim. Melek:

“Sen, dün bir torba satın alıp, savaş dönüşü onu kârı ile satmayı düşünmedin mi?” dedi.

Ben nasıl ağlıyordum! Bir yandan da:

“Sakın beni tüccar olarak yazmayın, ben cihat etmek niyetiyle bu gazaya katıldım” desem de o melek, arkadaşına şöyle diyordu:

“Şöyle yaz: Gazâ için çıkmış, sonra kâr etmek için bir torba satın almıştır. Allah Teâlâ hükmünü verir!”

Dâvud et-Tâî ise şöyle demiştir: ‘’İyi insanın niyeti takvadır. Onun bütün azaları dünyaya yapışsa bile, niyeti bir gün kendisini mutlaka doğruya iletecektir. Cahilin durumu ise bunun tam aksinedir.’’

Seleften bir zat şöyle demiştir: ‘’Nice küçük amel vardır ki niyet onu büyütür nice büyük amel de vardır ki niyet onu küçültür.’’

Süfyan es-Sevrî şöyle demiştir: ‘’Sizin ameli öğrendiğiniz gibi selef de amel için niyeti öğreniyorlardı.’’

İnsanların düşmanı olan şeytan, kullar üzerinde ilk olarak hâkimiyetini, niyetleri ifsat etmek suretiyle kalp üzerinde kurar. Kulun niyetinde bir tamahkârlık, bir değişiklik meydana geldiği anda hemen ona şeytan musallat olur. Aynı şekilde, kulun doğruluktan ve istikametten saptığı ilk nokta da niyette zaaf göstermesidir. Niyette zayıflama olunca nefis kuvvetlenir ve nefsin arzuları kendisine yer bulur.

Amellerin direği niyetlerdir. Bu bakımdan amel, hayır olabilmesi için niyete muhtaçtır. Niyet de her ne kadar birtakım mânilerden dolayı kendisine göre amel etmek zor olsa da aslında bir hayırdır.

10- Buhârî, Bed’ü’l-Vahy, 1, İmân, 42; Müslim, İmâret, 45; Ebû Davud, Talâk, 11
11-Buhari, Müslim.
12- Ebû Tâlib el-Mekkî, Kûtu’l-Kulûb, 4/49.
13- Taberânî, İhya Ulumiddin
14- Dârekutnî
15- Ahmed b. Hanbel,el-Müsned,3/300,341; İbnu Mâce,Cihad,6; Ebû Ya‘lâ,el-Müsned,No:2765; İbnu Hıbban, Sahih,No:4714.
16- Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 1/197; Heysemî,Mecmau’z-Zevâid, No: 9516.
17- İbnu Mâce,Zühd,26.
18-Ebû Tâlib el-Mekkî, Kûtu’l-Kulûb, 4/42.
19-Gazâlî, İhya, IV, 679

Kırk Hadiste Müslüman Şahsiyeti

Siraceddin ÖNLÜER

0 comments

  • Hello, guest